1 Aralık 2019 Pazar

Aslında Saatin Kaç Olduğunu Bilen Var mı?




Zaman,

Bazıları için saatlerin ölçtüğü bir şey,

Zaman nedir?

Bir şeyin yapıldığı belli bir süre…

Ya da her şeyin bir anda olmasını engelleyen bir şey mi?

İnsanlar dışındaki tüm canlılar, geçmişin, şimdinin ve geleceğin zamansal ayrımları hakkında hiçbir fikri olmadan sürekli bir zamanda yaşıyorlar. Bizim zaman bilincimiz, şüphesiz insanlığı diğer canlılardan farklı kılan en önemli ayırt edici özelliklerden biridir.

Antik çağdan beri, zamanın doğası üzerine düşünüyoruz.

Zamanın başlangıcı var mı?

Veya bir sonu olacak mı?

Zaman doğrusal akıp giden bir şey mi?

17. yüzyıldan itibaren tarih sahnesine bazı isimler çıktı. Galileo, Newton, Maxwell gibi klasik fiziğin öncü isimlerine göre,

Evet.

Zaman; uzunluk, kütle, yük gibi temel skaler bir büyüklüktü.

Ayrıca mutlak ve evrensel…

Newton zamanı olarak da bilinen, mutlak zaman kavramı ortaya kondu.

Yani zaman sabit ve değişmezdi. Evrendeki her şeyden bağımsızdı.

Ta ki 1905 yılına gelene kadar.

O zamanlar, adını kimselerin duymadığı bir patent memuru.

Aynı yıl içerisinde yayımladığı 4 makaleyle bilim dünyasını adeta sarsan biri.

Özel Görelilik ve daha sonra yayımladığı Genel Görelilik Teorileriyle zaman anlayışımızı kökten değiştiren bilim insanı,

Albert Einstein.

20. yüzyılın başları dedik. O zamana kadar, fizik genellikle Isaac Newton’un kuramlarıyla açıklanmaktaydı.

Bunlardan biri, Newton’un evrensel kütle çekim yasası,

Newton’a göre her kütleli cisim, bir diğer kütleli cismi kütle çekimi denilen bir kuvvetle çekmektedir. Cisimler arasında mesafe fark etmeksizin etkiyen bir kuvvet. Sanki aralarında halat varmış gibi büyük olan cismin küçüğü tuttuğu anlık ve sabit bir güç.

Örneğin; dünya ile her birimiz arasında bir kütle çekimi var. Dünya üzerinde durabilmemizi sağlayan işte bu kütle çekim kuvvetidir.

Aynı şekilde güneş ve dünya arasında da bir kütle çekimi var. Dünya’yı Güneş’in etrafında yörüngesinde tutan işte bu çekim kuvvetidir.

Şimdi şöyle bir senaryo düşünelim. Biraz korkutucu olabilir ama diyelim ki güneş birden yok olsa, ne olurdu?

Newton’a göre Güneş Sistemindeki gezegenler ve dünyamız, onları güneşe çeken kuvvet yok olduğu zaman anında yörüngelerinden çıkarlar.

Newton, kütle çekiminin anında etki gösterdiğini düşünmekteydi.

Fakat Einstein, evrende en hızlı hareket eden şeyin ışık olduğunu keşfetti.

Kütle çekim kuvveti de dahil hiçbir şey ışıktan hızlı hareket edemezdi.

Işığın, Dünya ile Güneş arasındaki 150 milyon kilometrelik mesafeyi gitmesi yaklaşık 8 dakikada sürmektedir.

Öyleyse, Güneşin yok olduğu senaryoda, güneş ışığının kaybolması, Dünyanın yörüngeden çıkmasından daha hızlı olmalıydı.

Bu düşünceler Einstein ’in aklına, kütle çekim kuvvetine dair Newton’dan daha farklı bir açıklama getirdi.

Einstein uzayın üç boyutuna zamanı da ekledi ve buna uzay-zaman adını verdi. Gökyüzünü kaplayan bir kumaşa benzetti.

Kumaşın üstüne bir top koyduğumuzu hayal edelim. Koyduğumuz bu top, kumaşın eğilip bükülmesine sebep olur değil mi?

İşte bu bükülme bizim hissettiğimiz kütle çekim kuvvetini temsil ediyor. Yani Einstein’a göre Dünya ve diğer gezegenler, Güneş onları çektiği için yörüngede değiller. Güneş çok daha büyük bir yıldız olduğundan, onun uzay-zaman düzleminde sebep olduğu bükülmeyi takip etmekteler.

Yani kütle çekimi, uzay-zaman bükülmesinin bir etkisi.

Peki, bilimin akışını değiştiren ve o zamanlar büyük yankılar uyandıran bütün bu çalışmalarının temelinde ne yatıyor? Bütün bunlar akla nasıl geldi?

Einstein’ın düşünce deneyleri meşhurdur.

Karmaşık bilimsel fikirleri, gerçek hayat senaryoları ile kavramsallaştırırdı.

Bu kavramlar üzerinde düşünmeye, Einstein 16 yaşında başlamıştı.

Bir düşünce deneyinde, hareket eden ışık parçasını takip ettiğini hayal eder.

Acaba uzaya doğru hareket eden bir ışık parçasını takip edersek ne olur?

Einstein, bir şekilde ışığı yakalayabilirsek, ışığın uzayda donduğunu gözlemleyebileceğimizi söyler. Fakat ışık donamaz aksi takdirde artık o ışık olmaz.

Sonunda Einstein, ışığın yavaşlamayacağını her zaman ışık hızında hareket ettiğinin farkına vardı ve bu yüzden bir şeylerin değişmesi gerektiğini savundu. Einstein sonunda, değişenin zamanın ta kendisi olduğunun farkına vardı. Bu da izafiyet teorisinin temelini hazırladı.

Yine başka bir düşünce deneyinde, sizinle aynı anda doğan bir ikiziniz olduğunu düşünün. İkiz kardeşiniz doğumdan sonra ışık hızına yakın bir hızla hareket edebilen bir araca bindirilip uzaya gönderilsin. Einstein’ın izafiyet teorisine göre, siz ve ikiziniz bu süre boyunca farklı hızlarda yaşlanırsınız. Çünkü ışık hızına yaklaştıkça zaman yavaşlar ve ikiziniz dünya ya döndüğünde sizden daha genç olacaktır.

Bunun gibi örnekler daha çok fazla, buraya kadar bahsettiklerimiz aslında çok kısa bir özet niteliğinde,

Zamanı anlamak belki de hayal gücümüzün alışıldık sınırlarını aşmamızı gerektiriyor.

Elbette daha çok bahsedeceğiz bilimden, hayalin gücünden.

En yakın zamanda görüşmek üzere…

Ufkumuzu genişletmek için Hadi öğrenelim!

Kaynaklar;




http://www.exactlywhatistime.com/physics-of-time/absolute-time/

http://www.exactlywhatistime.com/physics-of-time/relativistic-time/

http://www.exactlywhatistime.com/definition-of-time/

http://www.exactlywhatistime.com/philosophy-of-time/early-modern-philosophy/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Dünyanın En Gizemli Kitabı - Voynich El Yazması

Bir kitap düşünün… Yazıldığı dili bilen veya duyan yok. Sayfalarında kıvrımlı el yazıları, oldukça tuhaf şekiller ve resimler var.